Bilim Kafe’de “Gelecek Nesillere Güvenli Bir Miras: Deprem Bilinci”


Saygı Duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Bilim İletişiminden Sorumlu Rektör Danışmanı ve Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Nuray Öztürk, “Kıymetli misafirler, 10. Bilim Kafe etkinliğimize hepiniz hoş geldiniz. Temelde Bilim İletişimi, sadece araştırma sonuçlarını yayımlamak değil, aynı zamanda toplumla köprü kurma sanatıdır. Bilim İletişimi ile araştırmaların ve akademik yayınların karmaşık dilini bir kenara bırakıp, bilimi hepimizin rahatlıkla konuşabileceği, sıcak ve samimi bir ortama taşıyoruz. Bu kapsamda Kırıkkale Üniversitesi Bilim İletişimi Ofisi olarak, farklı mekân ve konularda Bilim Kafe etkinlikleri gerçekleştirdik ve gerçekleştirmeye devam ediyoruz. Bilim Kafe dediğimiz uygulama, bilimsel konuların üniversitede akademik bir kürsüden değil günlük hayatın içinde, herkesin katılabileceği bir ortamda tartışıldığı popüler bir bilim iletişimi etkinliğidir. Temel mantığı, bilimi laboratuvarlardan ve üniversite konferans salonlarından çıkarıp kafe, restoranlar, park veya okul gibi insanların daha samimi olabildiği sosyal alanlara taşımaktır. Bugün burada çok önemli ama bir o kadar da hepimizin hayatına dokunan bir konu olan deprem bilincini konuşmak için bir aradayız. Depremi sadece “yer sallanması” olarak değil neden olur, nasıl önlem alırız, deprem anında ve sonrasında neler yapmalıyız gibi sorularla birlikte ele alacağız. Belki deprem kelimesini duyunca biraz tedirgin hissedebilirsiniz. Bu çok normal. Ama şunu bilmenizi isterim bilgi, korkuyu azaltır; hazırlık ise, hayat kurtarır. Biliyorsunuz, üzerinde yaşadığımız topraklar oldukça hareketli. Yer kabuğu tıpkı dev bir yapbozun parçaları gibi hareket halinde. Bu hareketliliğin sonucunda ortaya çıkan deprem, aslında gezegenimizin bir gerçeği. Ancak bilimin ışığında biliyoruz ki, deprem bir felaket olmak zorunda değil. Sizler geleceğin bilim insanları, öğretmenleri, mühendisleri, sanatçıları ama en önemlisi, bilinçli bireyleri olacaksınız. Depremi durduramayız fakat depremin zararlarını azaltmayı öğrenebiliriz. İşte bu bilgi, geleceğe bırakabileceğimiz en değerli miraslardan biridir. Miras dediğimizde aklımıza genelde eski eşyalar, ev, arsa ya da anılar gelir. Ama bir neslin bir sonrakine bırakabileceği en değerli miras, bilgiyle inşa edilmiş güvenli bir gelecektir. Burada öğreneceğiniz her küçük bilgi; evde, okulda, sokakta bir hayatı koruyabilir, kurtarabilir. Belki de kendi hayatınızı… O yüzden soru sormaktan çekinmeyin, merak edin, düşünün ve paylaşın. Çünkü bilim, merakla başlar. Bugün aramızda çok değerli bir konuğumuz var. Kendisiyle birazdan depremin sadece 'yerin altıyla' ilgili olmadığını, aslında 'yerin üstündeki' yaşamımızı bilimle nasıl daha dayanıklı hale getirebileceğimizi konuşacağız.’’ ifadelerini kullandı.
Deprem bilincinin erken yaşlarda kazandırılmasının önemine dikkat çeken Üniversitemiz Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu İlk ve Acil Yardım Programı Öğr. Gör. Murat Sezgin, ‘‘Bugün burada bulunma amacımız; korkutmak değil, bilinçlendirmek. Çünkü biliyoruz ki deprem değil, önlem alınmamış yapılar ve bilgisizlik can alır. ‘Afet nedir’ diye sorduğumuzda toplumun tamamı ya da belli bir kesimi için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplara yol açan, normal hayatı ve insan faaliyetlerini durduran ya da ciddi şekilde aksatan olaylardan söz ederiz. Bu tür olaylarda, etkilenen toplumun kendi imkânlarıyla baş etme kapasitesi yeterli değildir. Afetler; doğa kaynaklı, teknoloji kaynaklı ya da insan kaynaklı olabilir. Burada özellikle vurgulanması gereken önemli bir nokta vardır. Afet, olayın kendisi değil ortaya çıkardığı sonuçtur. Deprem ise, yerkabuğunun hareketi sonucu oluşan titreşimler ve sarsıntılar olarak tanımlanır. Yaklaşık 4,5 milyar yıl önce oluşan dünyamız, zamanla soğuyarak katmanlı bir küre hâline gelmiştir. Bu katmanlar, dıştan içe doğru kabuk, manto ve çekirdek olarak adlandırılır. Depremler de bu yapının hareketleri sonucu meydana gelir. Depremi çoğu zaman hafif yer sarsıntılarıyla fark ederiz. Tavanda asılı lambaların ya da bitkilerin sallandığını, raflardaki eşyaların yer değiştirdiğini görebiliriz. Bazen hafif bir gürleme sesi duyabilir ya da aniden şiddetli bir sarsıntı hissedebiliriz.’’ dedi.
“Yılda ortalama 50–60 bin deprem insanlar tarafından fark edilmektedir”
Ana depremden sonra meydana gelen artçı depremlerin, ortalama 2–3 ay, bazı durumlarda ise bir yıla kadar sürebildiğini belirten Öğr. Gör. Murat Sezgin, “Zaman geçtikçe bu sarsıntılar hem seyrekleşir hem de büyüklükleri ve etkileri azalır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus vardır. Ana depremde yıkılmayan ancak hasar gören binalar, artçı depremler sırasında yıkılabilir. Bu nedenle artçı sarsıntılar kesinlikle hafife alınmamalıdır. Deprem tehlikesini belirleyen birkaç temel faktör bulunmaktadır. Bunların başında sarsıntının süresi gelir. Depremler genellikle 10 ila 90 saniye arasında sürer. Ancak bu süre uzadıkça, yapıların maruz kaldığı yük artar ve buna bağlı olarak hasar riski de ciddi şekilde yükselir. Bir diğer önemli etken, depremin merkezine olan uzaklıktır. Deprem merkezine ne kadar yakınsak, hissedilen sarsıntı o kadar güçlü olur. Merkezden uzaklaştıkça sarsıntının etkisi giderek azalır. Zemin yapısı, deprem tehlikesini doğrudan etkileyen en önemli faktörlerden biridir. Yumuşak, dolgu ya da suya doygun zeminlerde sarsıntılar daha fazla büyür. Bu tür zeminler, deprem dalgalarını artırarak binaların çok daha şiddetli sallanmasına neden olur. Ayrıca depremin odak derinliği de büyük önem taşır. Yüzeye yakın, yani sığ odaklı depremler, daha geniş alanlarda daha yıkıcı etkilere yol açar. Bu nedenle sığ depremler, derin odaklı depremlere göre çok daha tehlikeli kabul edilir. Depremin büyüklüğü ve şiddeti, çoğu zaman birbiriyle karıştırılan iki farklı kavramdır. Depremin büyüklüğü, sismik aletlerle ölçülür ve genellikle Richter Ölçeği ile ifade edilir. Richter Ölçeği’ne göre büyüklüğü 4,0 ve altında olan depremler çoğunlukla hasara yol açmaz. Ancak 5,0 ve üzerindeki depremler, yapıların dayanımına ve zemin özelliklerine bağlı olarak ciddi hasarlara neden olabilir. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 3,5 milyon deprem meydana gelmektedir. Bunların yalnızca yaklaşık bir milyonu sismik cihazlarla kaydedilebilmektedir. İnsanlar tarafından hissedilebilen deprem sayısı ise, bunun çok daha altındadır. Yılda ortalama 50–60 bin deprem insanlar tarafından fark edilmektedir. Depremin bir de şiddeti vardır. Şiddet, depremin insanlar, yapılar ve çevre üzerindeki etkisini ifade eder. Bu etki, Şiddet Cetvelleri kullanılarak değerlendirilir ve depremler 12 farklı şiddet derecesi ile tanımlanır. Buna en çarpıcı örneklerden biri, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremidir. Bu depremin büyüklüğü 7,4 olarak ölçülmüş, ancak hasarın en yoğun yaşandığı bölgelerdeki şiddeti 10 olarak belirlenmiştir. Bu durum bize şunu açıkça göstermektedir: Aynı deprem, farklı bölgelerde farklı şiddetlerde hissedilebilir ve farklı sonuçlar doğurabilir.’’ dedi.

“Her Ailenin Mutlaka Bir Afet Ve Acil Durum Planı Olmalıdır”
Konuşmasında depremin önceden tahmin edilip edilemeyeceği konusuna da değinen Öğr. Gör. Murat Sezgin, “Depremin önceden tahmin edilip edilemeyeceği, en çok merak edilen konuların başında gelmektedir. Günümüzde bilim, depremin nerede ve hangi büyüklükte olabileceğine dair değerlendirmeler yapabilmektedir. Ancak ne zaman olacağını kesin olarak söylemek mümkün değildir. Bu nedenle deprem konusunda yalnızca olasılıklardan söz edilebilmekte, net bir tarih vermek bilimsel olarak mümkün olmamaktadır. Bu noktada sıkça duyduğumuz bir kavram da, erken uyarı sistemleridir. Büyük bir deprem meydana geldiğinde, yer kabuğundan iki farklı dalga yayılır. Bunlardan ilki P Dalgası, ikincisi ise S Dalgasıdır. P Dalgası daha hızlı yayılır ve genellikle büyük bir yıkıma neden olmaz. Asıl yıkıcı olan dalga ise, P dalgasından sonra gelen S Dalgasıdır. P Dalgası kayıt sistemlerine ulaştığında, bu durum bize önemli bir uyarı verir: Yıkıcı olan ikinci dalga yoldadır. İşte erken uyarı sistemleri, bu kısa zaman aralığını değerlendirmeyi amaçlar. Örneğin, Marmara’da beklenen olası bir depremde P Dalgası ile S Dalgası arasında yaklaşık 2 ila 3 saniyelik bir süre olacağı öngörülmektedir. Bu süre, insanların kaçması için yeterli değildir; ancak yüksek gerilim hatlarının, doğalgaz sistemlerinin, metroların ve diğer kritik altyapıların otomatik olarak durdurulması açısından hayati bir fırsat sunar. Bu sayede ikincil felaketlerin önüne geçilmesi amaçlanır. Deprem öncesi hazırlıklar, can kayıplarını azaltmanın en etkili yoludur. Her ailenin mutlaka bir Afet ve Acil Durum Planı olmalıdır. Kim, nerede, ne yapacak; tüm bu detaylar önceden belirlenmelidir. Yaşadığımız binaların afete dirençli olması büyük önem taşırken, ev içindeki riskler de mutlaka gözden geçirilmelidir. Devrilebilecek dolaplar sabitlenmeli, ağır eşyalar güvenli alanlara yerleştirilmelidir. Her aile, evine en yakın toplanma alanını bilmeli ve bunu tüm aile bireyleriyle paylaşmalıdır. Afet anında haberleşmenin zorlaşabileceği unutulmamalı; bu nedenle şehir dışında yaşayan bir irtibat kişisi belirlenmelidir. Ayrıca herkesin üzerinde taşıyabileceği bir Afet ve Acil Durum Bilgi Kartı hazırlanmalıdır. Bu kartta kimlik bilgileri, kan grubu ve acil durum irtibatları yer almalıdır. Bunun yanında içinde su, gıda, el feneri, pil, ilk yardım malzemeleri ve temel ihtiyaçların bulunduğu bir Afet ve Acil Durum Çantası mutlaka hazır bulundurulmalıdır. Acil durum telefon numaraları da hem telefonlara kaydedilmeli hem de yazılı olarak görünür bir yerde bulunmalıdır. Deprem sırasında doğru davranış biçimleri hayati önem taşır. Panik yapmadan, bulunduğumuz yerde çök–kapan–tutun hareketi uygulanmalıdır. Pencerelerden, dolaplardan ve devrilebilecek eşyalardan uzak durulmalı; asansör kesinlikle kullanılmamalı, merdivenlere yönelinmemelidir. Deprem sonrasında ise, kontrollü ve bilinçli hareket edilmelidir. Gerekli durumlarda tahliye yapılmalı, ancak hasar durumu değerlendirilmeden binalara geri dönülmemelidir. Güvenli bir yaşam alanı oluşturulmalı ve resmî makamların yönlendirmeleri dikkate alınmalıdır. Geri dönüş, yalnızca yetkililer tarafından güvenli olduğu bildirildiğinde yapılmalıdır. Afet sonrası ilk saatler son derece kritiktir. Bu süreçte yaralılara temel ilk yardım uygulanmalı, gereksiz yere telefonlar meşgul edilmemelidir. İmkânı olan ve eğitim almış herkes gönüllü çalışmalara katılarak toplumsal dayanışmaya destek olmalıdır.”
“Deprem Değil, İhmal Öldürür”
Depreme hazırlık sürecinde bilinçli davranış şekillerine de vurgu yapan Sezgin, “Depreme hazırlık sürecinde en önemli adımlardan biri de, ev içi riskleri azaltmaktır. Yapılan araştırmalar, 1999 Kocaeli Depremi’nde meydana gelen yaralanmaların yaklaşık %50’sinin, ölümlerin ise %3’ünün yapısal olmayan elemanlardan, yani ev eşyalarından kaynaklandığını göstermektedir. Bu durum, ev içi düzenlemenin ne kadar hayati olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu riskleri azaltmak için üç temel adımı aklımızda tutmalıyız: Azalt, Yer Değiştir ve Sabitle. Kullanılmayan ya da nadiren kullanılan tehlikeli eşyalar evlerde bulundurulmamalıdır. İkinci adım, yer değiştir. Kapı arkalarında bulunan eşyalar, dolap üstlerindeki ağır malzemeler daha güvenli alanlara taşınmalıdır. Son olarak devrilme riski bulunan dolaplar, raflar ve kitaplıklar mutlaka duvara sabitlenmelidir. Basit bir sabitleme işlemi bile ciddi yaralanmaların önüne geçebilir. Unutmayalım; deprem değil, ihmal öldürür. Evlerimizde alacağımız küçük önlemler, büyük kayıpları önleyebilir. Afetlere hazırlık sürecinde yapılması gereken en basit ama en hayati adımlardan biri, acil durum telefon numaralarını öğrenmek ve herkesin ulaşabileceği şekilde hazır bulundurmaktır. Doğru numarayı, doğru zamanda aramak hayat kurtarır. Bu nedenle çocuklardan yaşlılara kadar herkesin, hangi durumda hangi numarayı arayacağını bilmesi büyük önem taşır. Afet ve Acil Durum Bilgi Kartı hazırlamak da, bir diğer kritik adımdır. Bu kartta; ad soyad, T.C. kimlik numarası, kan grubu, kronik hastalıklar, düzenli kullanılan ilaçlar ve acil durumda ulaşılacak kişilerin bilgileri yer almalıdır. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve özel gereksinimli bireyler için bu kart hayati öneme sahiptir. Deprem anında yapılması gereken en doğru ve en güvenli davranış çök–kapan–tutun hareketidir. Önce çökerek yere yakın bir pozisyon alınır, ardından kapanarak baş ve boyun korunur, son olarak da sağlam bir eşyanın ayağına tutunulur. Bu hareket, deprem boyunca güvenli alanın korunmasını sağlar. Deprem sırasında merdivenlere koşmak, balkona çıkmak, pencerelerden atlamak ya da asansör kullanmak son derece tehlikelidir. Gaz kaçağı riski nedeniyle ateş yakılmamalı, elektrik düğmelerine dokunulmamalıdır. Camlardan ve devrilebilecek eşyalardan uzak durulmalıdır. Eğer mutfak, imalathane ya da laboratuvar gibi alanlardaysanız, mümkünse cihazları kapatın ve güvenli bir alan oluşturun. Yatakta yakalandıysanız, yatağın yan tarafına uzanın; altına girmeyin. Unutmayın; deprem anında panik değil, doğru bilgi hayat kurtarır. Bir kaza ya da afet sonrasında yapılacak ilk ve en önemli adım, olay yerinin değerlendirilmesidir. Amaç, durumun daha da kötüleşmesini önlemektir. Öncelikle mevcut ve olası tehlikeler belirlenmeli, hem yaralılar hem de müdahale edenler için güvenli bir ortam oluşturulmalıdır. Bu aşamaya ‘koruma’ diyoruz. Eğitiminiz yoksa yaralıya müdahale etmeyin. Yanlış bir müdahale, durumu daha da ağırlaştırabilir. İlk yardım, doğru yapıldığında hayat kurtarır. Türkiye’de ilk yardım gerektiren her durumda 112 Acil aranmalıdır. Olay yeri ve durum net bir şekilde anlatılmalı, profesyonel ekipler gelene kadar sakin ve bilinçli hareket edilmelidir. Panik değil, bilinçli davranış hayat kurtarır.’’ şeklinde konuştu.



Program sonunda, Atatürk Ortaokulu Müdürü Haydar İlbasan tarafından etkinliğin gerçekleştirilmesine sağladıkları katkılardan dolayı Dr. Öğr. Üyesi Nuray Öztürk ve Öğr. Gör. Murat Sezgin’e çiçek takdim edildi.
Program, günün anısına fotoğraf çektirilmesi ile sona erdi.